KARAMANLI ORTODOKS TÜRKLER (ÖDEV)

Paylaşmak istediğiniz Ödev veya Tez'iniz varsa buraya

Moderatör: Becili Adminler

Forum kuralları
Paylaşmak istediğiniz Ödev veya Tez'iniz varsa buraya
Kullanıcı avatarı
AbdullahSAHIN
Mesajlar: 2144
Kayıt: 28 May 2008 10:18
Nerelisiniz: Beciköyü
HTML Bilgisi: Kötü
Hangi Takımı Tutuyorsunuz: Beci United Spor
eMail: abdullahsahin@becikoyu.com
Konum: Karaman
İletişim:

KARAMANLI ORTODOKS TÜRKLER (ÖDEV)

Mesajgönderen AbdullahSAHIN » 12 Nis 2010 11:23

Bu konuyu facebook'ta paylaşın!
KARAMANLI ORTODOKS TÜRKLER

Anadolu’nun orta bölgesinde yüzyıllardır Müslüman Türklerden sadece dini açıdan farklılık sergileyen ve aslen kendilerinin Türk olduklarını beyan ile bunu gerek adet, gelenek ve görenekleri ve gerekse tarihi veriler ışığında ortaya koyarak Anadolu’ da yaşamakta olan Rum Ortodoks nüfustan farklı olduklarını ve onlarla bir tutulamayacaklarını vurgulamaya çalışsalar da, sonuçta Ortodoks Türkler de bu zorunlu nüfus mübadelesine tabi tutulmaktan kurtulamamışlardır.
Onlar, Anadolu'nun değişik bölgelerine dağılmış olarak kendi hallerinde yaşarken, Batılılar Osmanlı'yı parçalayıp yutma planlarını uygulamaya koymuştu ve mutlaka Batılıların dikkatini çekmişti bu topluluk. Onlara Osmanlı'ya karşı mücadele teklifi götürmekte gecikmedi Yunanlılar. Fakat Anadolu'nun Hıristiyan Türkleri, hem de görkemli bir kongreyle, Kurtuluş Mücadelesinin yanında olduklarını beyan ettiler ve her Türk gibi İstiklal Savaşında üzerlerine düşeni fazlasıyla ifa ettiler.
İslamiyet’i tanıyıncaya kadar totemcilik, animizm(canlıcılık), şamanizm, budizm, manheizm gibi Asya kökenli (Asyatik) dinler arasında bocalayan Türkler, ilahi dinlerin gelmesiyle birlikte bu dinlerin en büyük koruyucu, savunucu ve yayıcıları oldular. Sosyolog Dr. Dursun Ayan'a göre bugün bile edebiyatımızda izleri olan Türker’deki "Gök Tanrı" inancı onları ilahi dinlere daha yatkın kılmıştı. Göç eden Türkler’ in ilk önce Hıristiyanlıkla daha sonra İslam'la tanıştıklarını Harezmiler’ e ait belgelerden anlıyoruz.

Karaman yöresinde bulunan "Binbirkilise" bu bölgenin 1922 yılına kadar Türk Hıristiyanlar için yurt edinildiğini ortaya koyuyor. Konya, Niğde, Nevşehir, Kayseri, Ankara civarları Hıristiyan Karaman Türklerinin yaşadığı yerler. Bunun dışında bir kısmının İstanbul, İzmir ve Trabzon'da varlıklarını sürdürdüğü biliniyor. İsimleri Türk olan ve Türkçe Hıristiyan tapınış gösteren, Türkçe konuşan, Grek harflerini kullanarak Türkçe dini ve edebi eserler verip yayın yapan ancak karşılıklı değişime tabi tutularak Anadolu'dan göç ettirilen Hıristiyanlardı bunlar.
"Kavimler Kapısı-1" kitabının yazarı Hale Soysü, 1924 yılına kadar Aksaray, Ihlara Vadisi, Ürgüp, Göreme, Derinkuyu, Akşehir, Ereğli, Ermenek, İçel, Antalya ve Fethiye'de Hıristiyan Karaman Türklerinin yaşadığını belirtiyor. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde, "Alanya-kadim eyyamından beru Urum (Rum) keferesi bir mahallededir... Amma Urum lisanı bilmeyub, batıl Türk lisanı bilirler. Ve Antalya, dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca bilmezler, Batıl Türkçe lisan üzre kelamet ederler" diyerek bölgedeki Hıristiyan azınlığın Türk kökenli olduğunun ve dillerinin de bozulmadığının altını çiziyor. Hıristiyan Türkler içinde Karamanlıların yeri ayrı bir öneme sahip. Tek kelime Rumca bilmeyen ve ibadetlerini Türkçe yapıp, yazı dilinde Grek alfabesini kullanan Karamanlılar'ın Türk soyundan geldiklerini hemen hemen tüm tarihçiler kabul ediyor.


Mübadele
Muhtelit Mübadele Komisyonu tarihte ilk ve tek olma özelliği taşıyan zorunlu mübadele uygulaması ile ilgili işlemleri başlatmak üzere 8 Ekim 1923 tarihinde toplanmıştır. İki hükümetin de değişimin 1 Mayıs 1924 tarihinden itibaren yapılması konusunda anlaşmaları komisyona nüfus transferini gerçekleştirmek için 7 ay gibi bir süre vermekteydi. Bu arada her ne kadar tarih Mayıs olarak belirlense de, yüzlerce Ortodoks ve Müslüman karma komisyonunun denetiminde ve her iki ülkenin onayıyla 1923-1924 arasında transfer edilmiştir. Aslında Yunanistan ile Türkiye arasında imzalanan antlaşmadan çok önce Balkan Savaşı döneminde (1912) karşılıklı olarak Anadolu’ yu terk eden Ortodoks ve Yunanistan’ ı terk eden Müslüman nüfus bulunmaktaydı. Alexios Alexandris’ in verdiği bilgilere bakılırsa 1912 ile 1922 arasında tahmini bir değerle Türkiye’ den Yunanistan’ a 847.931 Ortodoks, Yunanistan’ dan Türkiye’ ye 115.000 Müslüman göç etmişti. 1923 yılından 1925 yılına kadar da yine Alexandris’ e göre 200.000 Ortodoks’ a karşı 388.000 Müslüman yer değiştirmişti. Bu konuda Alexandris’ in verdiği rakamlara yakın değerlere Psomiades’ in eserinde rastlamak mümkündür. Psomiades 188.000 Ortodoks’ un Yunanistan’ a gittiğini belirtirken 355.000 Müslüman’ ın da Türkiye’ ye geldiğini ifade etmektedir.
Genel bir ifadeyle, 1912-1922 tarihleri arasında yaklaşık 1.200.000 Ortodoks Anadolu ve Trakya’ dan Yunanistan’ a göç etmiş, aynı dönemde 100.000 Ortodoks’ ta yine Bulgaristan, Rusya, Arnavutluk, Yugoslavya ve On iki adayı terk ederek Yunanistan’ a gitmiştir. Ekim 1924 tarihine kadar, yani bir yıl gibi bir süre içinde, mübadillerin büyük çoğunluğunun transferi tamamlanmıştır.
Ankara, Niğde, Kayseri, Nevşehir gibi İç Anadolu bölgesinde şehirlerde yaşayanlar gruplar halinde demiryolu aracılığıyla İstanbul, İzmir ve Mersin gibi liman şehirlerine taşınmışlardır. Ankara’da bulunanlar özellikle İstanbul ve İzmir’den Yunanistan’a gönderilirken, Niğde, Nevşehir ve Kayseri Bölgesinde yaşayanlar Mersin limanında bekleyen vapurlarla taşınmışlardır. Nevşehirli, Kayserili, Niğdeliler kendilerini Mersin limanına ulaştıracak olan trene binmek için yaya olarak, ya da kağnılar ile Ulukışla’ ya gitmişler, oradan bindikleri tren aracılığıyla Mersin’e ulaşmışlardır. Türkiye’ den ayrılışları konusunda kendileriyle görüşülen birçok Karamanlı Ortodoks, köylerinden ayrılırken yaşananlar hakkında kendilerinin memleket olarak nitelendirdikleri yaşadıkları toprakları bırakıp gitmenin zorluğu yanında, özellikle ayrılış esnasında Müslüman Türklerin de gitmelerini istemediklerine dikkat çekmişlerdir. Bu konuda mübadelede Nevşehir merkezden Yunanistan’ın Larissa şehrine gitmiş olan Despina ve Anastasia Merküroğlu kardeşler şöyle demekteydiler: “…daima ağlıyorlardı, bu kadar mülkleri evleri nereye koyup gideceğiz, nereye gideceğiz. Kağnılarla geldiler Türklerimiz kucaklayıp öpüyorlardı “ ah yavrularım nereye gideceksiniz…” bunları belleyin. Ne muhabbetleri vardı. Ah nerelere gidiyorsunuz deyip gönderdiler.” Yine Kayseri Rum Kavak’ tan Farsala Zoodohos Pigi köyüne giden Kosmas Pavlidis de: “Dostumuz çoğu… hep ağladılar, Hıristiyanlar buradan gidiyor… Bizim ora en temiz yer idi. Şöyle gıl gadar dokanmadılar bize. Onlardan girer çıhardık, oyle köylerine giderdik, onlar gelirdi…” demekteydi. Benzer sözleri bir çok Karamanlı dan duyamk mümkündür. Zaten, karışık veya ayrı köylerde yaşayan Müslüman ve Ortodokslar arasındaki ilişkiler istisnasız “çok iyiydik, çok muhabbetliydik, bir ev gibiydik” gibi ifadelerle nitelendirilmiştir. Bu şekilde ayrılış anında kendilerinin gidişleri ve yaşadıkalrı toprakları terk etmelerinin verdiği hüzün kadar yüzyıllardır farklı inançlarına rağmen aynı kültürün birer parçası olan Müslüman Türk ile Anadolu’ nun ortasında yaşayan Ortodoks Türk’ ün birbirinden ayrılması da zihinlerde yer eden bir olay olarak bugün dahi canlılığını korumaktadır denebilir.
İç bölgelerden Mersin’ e gelen mübadiller burada kendilerini Yunanistan’ a götürecek olan vapurları on beş gün ya da daha az bir süre beklemek zorunda kalmışlar, bu süre zarfında da bölgedeki kilise ya da ambar gibi mekanlarda kalmak zorunda kalmışlardır. Köylerinden çıkışı ve ondan sonraki aşamaları Kayseri Gelveri kökenli ve bu gün dahi bozulmamış olan yöresel ifadeleriyle Pandeleimon Akakiyakis şu şekilde ifadelendirmektedir: “ 1924 Ağustosunun 15’ inde yola çıktık. Arabalarnan kağnılarnan. Aksaray’ a endik. Gece kaldık zannedersem orda. Öbürsü gün yine arabalarnan Ereğli’ ye geldim. Orada hatırımda yok bir iki gün kaldık galiba. Tren geldi. Trene bindik oradan. Tarsus tren yoluyla Mersina’ ya geldik. Mersina’ da on onbeş gün oturduk. Galdık orda ambarlarda. Yük ambarıydı. Vapur geldikten sonra aldılar bizi gayıklan. O zaman liman yoğudu geri durdu gemi. Gayıklarınan götürdüler. Oradan vapura bindik…” Benzer şekilde bir tren yolculuğu tarifi yapan Kayseri Rum Kavaklı Yohannis Pavlidis de Mersin’ de on beş gün süreyle bir Ermeni kilisesinde kaldıklarını belirtmektedir. İç Anadolu’ nun bir çok yerinden gelerek Mersin’ de toplanan insanlar o dönemde liman olmadığından kayıklarla vapurlarla taşınmışlardır. Niğdeli, Nevşehirli, Kayserili, Konyalı birçok insanın kalabalıklar halinde bindikleri vapurların, çoğunun tarifine bakılırsa yolcu vapurundan ziyade yük vapuru olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan kendi masraflarını karşılamak şartıyla, yani paralı vapurla yolculuk edenlerin ise diğer insanlara nazaran daha iyi şartlar altında Yunanistan’ a ulaştıkları anlaşılmaktadır. Anastasia Merküroğlu vapura binen insanları ve vapurun durumunu tarif ederken: “Bir biri üstüne… kimi yoharlarda kimi ambarlarda… pislikler mundarlık… öyle kaç gün gittik” derken Konya Sille kökenli Anastasia Hacıteodorudou da: “Papurlar dolup dolup gidiyor. İnsanlar ağlaya ağlaya geri baka baka gittiler. Papur Rus papuruydu. Herkes evinde hazırlık etti, sucuklar ettik, pastırmalar ettik, ekmekler ettik… soğuk vardı, mangal yaktık. Ağlıyorlardı. Hastalandılar… Tifo hastalığı…” Savaş şartları altında yaşanan tüm bu olayların bu gün hala o günleri yaşayanların hafızalarında canlılığını koruduğunu ve insanların o günleri anlatırken yeniden yaşadıklarını, duygulandıkları ve ağladıklarını da burada vurgulamak gerekir. Anastasia Hacıteodoridou’ nun üzerinde durduğu ve vapurda bir çok insanın hastalandığı gerceği diğer mübadil Karamanlılar tarafından da vurgulanmıştır. Hatta vapurlarda ölen insanların denize atıldığı bir çok mübadil tarafından da dile getirilmektedir. Örneğin Niğde Sulucaovalı Melpomeni Haciliadou böyle bir olayı anlatırken: “ Günde bi dene adam öldü. Mercan… Mercanıdı adı… öldü. Demiri bağladılar denizin içine attılar” demekteydi. Vapurlarda yaşanan bu ve benzeri olay örnekleri bir tarafa bırakılacak olursa, zor bir deniz yolculuğunun ardından Yunanistan topraklarına ayak basan ve Türk Ortodokslarında dahil olduğu tüm mübadilleri yeni, ancak zorlu bir gelecek beklemekteydi. Daha açık bir ifadeyle Türkiye’ de bıraktıkları mallarına denk bir varlığa kavuşabilecekler miydi ve yıllardır yaşadıkları köyleri ve Müslüman komşuları gibi şimdi aralarında bulundukları dindaşları Yunanlılarla muhabbetli ve bir ev gibi bir arada yaşayabilecekler ve sahip oldukları kültürlerini yeni topraklarında devam ettirebilecekler miydi?

Her şey Yunan İşgaliyle Başladı

Orta Anadolu ve Karaman bölgesi Türkleri ile Doğu Karadeniz Türkleri, daha İslamiyet gelmeden Hıristiyanlığı seçmiş Türk boyları olarak, Kurtuluş Savaşına kadar varlıklarını ve benliklerini koruyorlar. Ancak, Yunanlıların Anadolu'yu işgali, Anadolu'da yaşayan Hıristiyanların sonunu hazırlayan en önemli etkenlerden biri. Emperyalist güçlere ve Yunanistan'a karşı başlatılan Kurtuluş Savaşı, Anadolu'daki Türk kökenli ve diğer Hıristiyanların birbirinden ayrılması için tam bir turnusol kağıdı işlevi yaptı. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümetine başvurarak, Hıristiyan Ortodoks olduklarını, ancak soyları yönünden Türk olduklarını sık sık vurgulayan Türk Hıristiyanlar, Fener Rum Patrikliğinin etkisini kırmak için kendilerine bağımsız bir kilise kurulmasını talep ettiler. 11 Nisan 1921'de Kastamonu Valisi Sami Bey, Ankara'ya gönderdiği telgrafında, "Anadolu'da bir Türk Ortodoksluğunun kurulmasını isteyen Taşköprü Rumları dilekçelerini sundu" ifadesini kullanıyor. Trabzon Ortodoks Cemaatinin Ankara Hükümetine telgraf çekerek Ankara'da bir Türk Ortodoks Patrikhanesinin kurulmasını istediği de Doç Dr. Zeki Arıkan' ın yaptığı araştırmalardan anlaşılıyor. Dr. Sabahattin Özel, Maçka Rumlarının da benzer bir girişimde bulunduklarını söylüyor: "Anadolu'da tarihen dahi müspet olduğu üzere Rum-Elenik namıyla hiç bir millet yoktur. Mevcut Rumlar yalnız asırlarca Türk Müslümanlarla birlikte yaşayan Türk Ortodokslardır."

Fener Rum Patrikhanesine İsyan

Türk Ortodoks olduklarını ısrarla vurgulayan Kayseri bölgesindeki Hıristiyanlar, Kurtuluş Savaşının başlamasıyla birlikte, diğer Hıristiyanlardan oldukça farklı bir strateji takip ediyor. Sosyolog Dr. Dursun Ayan, 1870'li yıllarda Bulgarların, Rumlarla karıştırılmaktan ve Rumlaştırılmaktan korktukları için padişahtan milli bir kilise kurma izni aldıklarını hatırlatarak, "Bulgarların bu kaygısını Anadolu'daki Türk Hıristiyanlar da taşıyor. Onlar da aynı dönemde milli bir kilise kurulması için başvuruda bulunuyorlar ama sonuç alamıyorlar" diyerek Ortodoks Türklerin Rumlarla karıştırılma endişelerinin 1870'li yıllarda başladığını söylüyor. Ankara ve İç Anadolu Bölgesindeki Hıristiyan Türklere ise Papa Eftim liderlik yapıyor. Atatürk, Papa Eftim'e her zaman Baba Eftim olarak seslendiği için, çoğu zaman ismi Baba Eftim olarak anılmıştır.
Kurtuluş Savaşının henüz yeni filizlendiği dönemde Türk kökenli Ortodoks Hıristiyanlar bu amaçla, TBMM'den ve Adalet Bakanlığı'ndan izin alarak Kayseri'de bir kongre topladılar. Kongreye, Gümüşhane Episkoposu Yervasyos, Konya Metropoliti Prokobios, Antalya Episkoposu Meletios ile Anadolu ve Trakya'nın diğer bölgelerinden gelen 72 temsilci katıldı. 21 Eylül 1922'de toplanan kongrede Türk Hıristiyanlar Türk Ortodoks Patrikliğinin kurulmasını kararlaştırdılar. "Milli Mücadelede Kayseri" adlı çalışmasında Zübeyir Kars, bu toplantıya Mutasarrıf Muammer Bey, Mevki Kumandanı ve Kalem Reisi Miralay Abdullah Bey ve sonraki yıllarda TBBM'de Eskişehir Milletvekili olan Türk asıllı Ortodoks Umumi Kâtip Bodrumi İstimad Zihni Özdamar Efendi'nin de katıldığını belirtiyor.
Yunanistan'ın Batı Anadolu'da işgal faaliyetlerine girişmesiyle birlikte İstanbul Fener Rum Patrikhanesi, Anadolu'daki tüm Hıristiyanları Yunanistan lehine faaliyette bulunmaya davet ediyor. Dr. Dursun Ayan, Fener Rum Patrikhanesinin Anadolu'daki Hıristiyanlara yaptığı çağrının ciddiyetini Atatürk'ün Nutku'ndaki önemli bir ifade ile açıklıyor: "Atatürk Nutuk'ta Mavri Mira'nın Fener Rum Patrikhanesinde hazırlandığını söylüyor. Fener Rum Patrikhanesi, Ortodoks ders kitaplarının içeriğinde Türk aleyhtarı düzenlemelere giderek Milli Mücadele safları oluşmadan Yunanistan'ı desteklemeye karar vermişti zaten. Rum kökenli olmayan diğer kiliselere de bunu kabul ettirmeye çalıştı. Ancak bir kısmı bu oyuna gelmedi."

Çerkez Ethem Tanıştırdı

Kayseri'deki toplantıda Türk Hıristiyan Ortodokslar, Fener Rum Patrikhanesinin baskılarına rağmen Kurtuluş Savaşında Milli Mücadele saflarını seçtiler. Türk Ortodoksların Anadolu'daki bu hareketi Atatürk'ün takdirini kazanmalarına sebep oldu. Papa Eftim' le tanışmak isteyen Atatürk, 4 Eylül Sivas Kongresinden önce Papa Eftim' i Sivas'a davet ederek uzun uzun sohbet etti. Mustafa Kemal ile Papa Eftim' in bir araya gelmesini ise çok ilginç bir isim sağlamıştı: Çerkez Ethem. Papa Eftim' in oğlu ve Türk Ortodoks Cemaati Lideri Selçuk Erenerol, "Atatürk, Anadolu Hıristiyanlarının Kayseri'deki toplantısını yakından takip ediyor. Babamla tanışmak isteyince, Akdağmadeni'nden (Yozgat) yakın komşumuz Çerkez Ethem bu görüşmeyi sağlıyor" diyerek anlatıyor bu konuyu.

Kiliseden Çıkıp İstiklal Harbine Gittiler

Kayseri'deki kongreye katılan Hıristiyan Türk çevreleri Milli Mücadelede Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer alırlar, gerekli desteği verirler. Türk Hıristiyan Ortodoksların önderi Baba (Papa) Eftim' e, Kurtuluş Savaşına verdiği destekten ötürü bizzat M. Kemal Atatürk tarafından İstiklal Madalyası verilir. Büyük Taarruzdan önce Ankara'da ilk toplanan TBMM bahçesinde, Atatürk'ün de hazır bulunduğu bir miting sırasında halka seslenen Papa Eftim, İncil'den bir pasaj okur: "Düşmanlarımızın her şeyi var, ancak bizim silah ve cephanemiz yok. Fakat göğsümüzde imanımız var, mutlaka kazanacağız. Yaşasın muzaffer Türk Ordusu!" Bağımsız Türk Ortodoks Patriği Selçuk Erenerol' un babası olan Papa Eftim, Kurtuluş Savaşına verdiği destekten sonra Atatürk'ün şu sözlerine mazhar oldu: "Baba Eftim, bu memlekete bir ordu kadar hizmet etmiştir."

Atatürk Papa Eftim Dostluğu

Çerkez Ethem' in Yozgatlı olduğunu bilen çoktur ancak onun Türk Ortodokslarının dini lideri Papa Eftim' in hane komşusu olması ilginç bir tecelli. Fener Rum Patrikhanesinin Yunanistan'ı destekleme konusundaki baskılarına ve çabalarına rağmen Papa Eftim ve 72 kilisenin Milli Mücadele saflarına katılmasının Mustafa Kemal'i bir hayli etkilediği biliniyor. Çerkez Ethem aracılığı ile Papa Eftim ile Sivas'ta tanışma imkânı bulan Mustafa Kemal, Selçuk Erenerol' a göre 1924 yılında Papa Eftim' den Fener Rum Patrikhanesinin başına geçmesini istiyor. Cemaatin dini lideri görevini yürüten Selçuk Erenerol, babasının Atatürk ve arkadaşlarının bu teklifini, "Benden üstün dini ruhbanlar dururken, benim o makamı doldurmam mümkün değil" diyerek geri çevirdiğini söylüyor. Ancak Papa Eftim, Atatürk ve arkadaşlarına Yunanistan'ın göndereceği patriğin özelliklerinin ne olması gerektiği konusunda 11 maddelik bir rapor veriyor. Papa Eftim' in, patrik için birinci şart olarak Yunanistan'da kral taraftarı olması gerektiğini ileri sürmesi dikkat çekiyor. O dönemde Kral taraftarı din adamlarının Yunan Hükümetinden farklı görüşlere sahip olduğu biliniyor. Papa Eftim' in, atanacak patriğin Yunan Hükümetinin kirli emellerine alet olmaması için böyle bir istekte bulunduğu tahmin ediliyor. Ancak Atatürk'ün ısrarından sonra Papa Eftim, yardımcısı Yakup ile birlikte Fener Rum Patrikhanesine giderek, bir anlamda yönetime el koyuyor. Ankara Hükümeti dış baskılara dayanamayıp kendisini geri çekinceye kadar orada kalıyor.

Lozan'da Verilen Ödül!

Kurtuluş Savaşında dindaşlarını değil de, kendi ırkından olan Türkleri destekleyen Türk Hıristiyanlarını, savaşın kazanılmasından sonra büyük ve acı bir sürpriz bekliyordu. İsmet İnönü'nün Türk delegasyonuna başkanlık ettiği Lozan görüşmeleri sırasında 30 Ocak 1923 tarihinde varılan anlaşmayla, Anadolu'daki Hıristiyan Ortodoksların, ırkına ve kişisel isteklerine bakılmaksızın karşılıklı değişime tabi tutularak Yunanistan'a gönderilmesine karar verildi. Mübadeleye tabi tutulan insan sayısı konusunda abartma olmadığını belirten Dr. Dursun Ayan, "Mübadeleye tabi tutulan nüfusun küçük gösterilmesi her iki ülkenin de işine geliyordu. Bu insanlık dramında Türkiye kendi yüreğine su serperken Yunanistan kendi demografyası açısından bu konuda tartışma bile yapmadı. Rakamın fazla olma ihtimali elbette var" diyor. Doğan Avcıoğlu, "Türkler'in Tarihi" adlı eserinde Karamanlıların değişime tabi tutulmasının tartışmaya açık bir konu olduğunu ve mübadelenin yapıldığı yıllarda da bu tartışmanın yaşandığını belirtiyor. Bernard Lewis' e göre, 1924 ve 1930 yılları arasındaki değişimin, Türk-Grek değişimi değil, Grek Ortodoks-Osmanlı İslam değişimi olduğunu söylüyor: "Bu değişim Anadolu Ortodoksları için vatana kavuşma değil, gurbete sürgündür."
Kayseri, Karaman, Trabzon, Sivas, Konya, Yozgat ve Ankara'da toplanan Hıristiyan Türkler trenlerle Yunanistan'a gönderiliyorlar. Yürek paralayan sahneler yaşanıyor; "Biz sizdeniz, göndermeyin" yalvarmaları, Lozan Anlaşmasının kararlılığında Ankara'ya kadar ulaşmıyor bile. İçlerinden sadece bir aileye özel bir ayrıcalık tanınıyor. Bir tek Baba Eftim ve ailesi (Erenerollar) bu zorunlu göçten muaf tutuluyor. Atatürk'ün isteği ile o dönemde TBMM'den şu özel kanun çıkarılıyor: "3 Ağustos 1924 tarihli Papa Eftim teskeresi. Papa Eftim efendinin harekat-ı milliyenin gidişatından beri Türkiye davasıyla alakadar görülmesi ve Patrikhane ile arasındaki vaziyet nazarı itibara alındığı takdirde efrad-ı ailesinin mübadeleye tabi olması düçar-ı felaket olacağı muhakkak bulunduğundan bir karar ittihazı talebini havi Dahiliyet Vekale-i Celilesinin 2.8.1340 tarih ve Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti'nin 3798 nolu teskeresi üzerine mumaileyh Papa Eftim ve ailesinin İstanbul'da yerleşmesine müsaade itası icra vekilleri heyetinin 3.8. 1340 tarihli ictimasında karargir olmuştur."
Ancak Baba Eftim' in kendi ırkdaş ve dindaşlarının gönderilmesine neden tepkisiz kaldığı da tam olarak bilinmiyor. Zaten bir süre sonra Anadolu'da Hıristiyan Türk azınlığı kalmadığı için Anadolu Türk Ortodoks Patrikliği Kayseri'den İstanbul'a taşınmak zorunda kalıyor.

Atatürk’ ün Üzüntüsü

"Hamdullah Suphi Tanrıöver' in Anıları"nda ismi geçen Mahmut R. Kösemihal, Hıristiyan Türklerin zorunlu göçüne ilişkin, "Biz Anadolu'nun bir miktar Hıristiyan Türk'ü ile Hıristiyan Elen' ini ayıran farkları incelemeye vakit bulamadan, mübadele, bir miktar Türk unsurunu Yunanistan'a göçtürdü.." değerlendirmesinde bulunuyor. Hamdullah Suphi'nin anılarında Celal Bayar'la aralarında geçen bir diyalog bu konuda Atatürk'ün üzgünlüğünü ortaya koyuyor: Celal Bayar bir gün Hamdullah Suphi'ye, "Bilir misin Hamdullah, Atatürk'ün son yıllarda en büyük üzüntüsü ne idi?" diye sorar. Hamdullah Suphi bilmediğini söyleyince, cevabı kendisi verir: "Anadolu'dan binlerce Hıristiyan Türk'ü göndermiş olmasıydı. Paşam yapmayın, yollamayın, bunlar özbeöz Türk’ tür dedim. Kendisine kitaplar gönderdim, fakat dinlemedi." Yunanistan'a gönderilen Türk Hıristiyanlar Türkiye'de Rum olarak adlandırılıp mübadeleye tabi tutulurken, Yunanistan'da da "Turko Sporos-Türk tohumu" diye aşağılanarak Yunanlı olarak kabul edilmediler. Gittikleri Batı Trakya'da, biraz da Anadolu'yu hatırlamak için olsa gerek, "Karaman" adını verdikleri bir yerleşim birimi kurdular. Yunanistan'da Batı Trakya Türklerinden daha fazla horlanan ve ayrıma tabi tutulan Türk Ortodoks Hıristiyanların birçoğunun daha sonra Avrupa'nın çeşitli ülkelerine dağıldığı biliniyor.

Hamdullah Suphi Tanrıöver’ in çabaları

İstanbul'da cemaat bulmakta güçlük çeken Türk Ortodoks Patrikliği Hamdullah Suphi Tanrıöver' in girişimleriyle Galata Merkez Grek Ortodoks topluluğu ile birleştirilerek cemaat haline getirildi. Hamdullah Suphi'nin bundan sonraki uğraşı, büyükelçilik yaptığı Romanya'daki Hıristiyan Türkleri Marmara Bölgesine yerleştirmek oluyor. Ancak II. Dünya Savaşının patlak vermesi Tanrıöver' in bu hayalini suya düşürüyor. Buna rağmen Hamdullah Suphi, büyük düşlerini gerçekleştiremese de 1935 yılında Romanya'dan 10'u kız 70 Hıristiyan Türk gencini getirip Türkiye'deki çeşitli okullara yerleştiriyor. 16 Eylül 1943'te nüfus kâğıtlarına kavuşan 70 Hıristiyan Türk genci, kendilerinin diğer Hıristiyanlarla karıştırılmasını istemedikleri için "Türk Ortodoks" yazılmasını istiyor ve Hamdullah Suphi de bunu sağlıyor.
Türkçe dini eğitim yapan bu gençler iş hayatına atılmaya başlarken Hıristiyan olmaları engeliyle karşılaşıyorlar. Çevresel şartların da etkisiyle İslamiyeti seçen bu gençler, Müslüman kızlarla evlenerek çoğunluğa adapte oluyorlar. Hürgün Gazetesi'nden Osman Balcıgil' e göre ithal cemaatini de kaybeden Papa Eftim bu gelişmeler üzerine Hamdullah Suphi'yi arayarak, "Hamdullah bey, hani ya benim yetmiş kişilik cemaatim? Müslümanlığın defterinde 70 kişi mi eksikti?" diyerek sitem ediyor. Zaten o tarihten sonra da ne Anadolu'da ne de İstanbul'da Türk Hıristiyanların sayısı 1000'i geçmiyor. Bazı tarihçilere göre ise Türk Hıristiyanların sayısı 100'ü bile bulmuyor. Tarihçi Barker' e göre ise Türkiye'deki Türk Hıristiyanların sayısı sıfıra yaklaşmış durumda. Dr. Dursun Ayan' nın yaptığı araştırmalar İstanbul'da yaşayan Hıristiyan Türklerin sayısının 250'yi bulmadığını ortaya koyuyor. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde çeşitli vesilelerle din değiştirerek Hıristiyan olan Türklere Presbiteryen adı veriliyor. Presbiteryenlerin ünlüleri arasında ilk sırada Tevfik Fikret'in oğlu Haluk yer alıyor.

İkincisi "Tehcir"di

Atatürk'ün özel izni ile mübadeleden ayrı tutulan Papa Eftim ve 50 kişiyi bulan yakınları önce Ankara'ya getirildiler. Ardından İstanbul'a götürülerek Karaköy yakınlarına yerleştirildiler. 1964 yılına gelindiğinde Anadolu'da Türk kökenli Ortodoks kalmamıştı. Ancak mübadeleden uzak tutulan İstanbul'da Türk kökenli Ortodoksların sayısı azımsanmayacak kadar fazlaydı. Üstelik bu insanların büyük bölümü ticaret ve sanatta Müslüman Türklerle kıyaslandığında çok daha zengin durumdaydı.
Yunanistan ve yerli işbirlikçileri Kıbrıs'ta kanlı olayları başlatınca dönemin başbakanı İsmet İnönü, Yunanistan'a iyi bir ders olur niyetiyle İstanbul'daki Rumların sınır dışı edilmesini gündeme getirdi. Papa Eftim İsmet Paşa ile Taşlık'taki evinde görüşerek ikinci bir Lozan faciasının yaşanmamasını istedi. İsmet Paşa ile Papa Eftim arasında sert tartışmaların yaşandığı da biliniyor. Ancak İsmet Paşa kararlıydı. Tıpkı Lozan'da olduğu gibi 1964 yılında da insanların kökenine bakılmaksızın, din unsuru dikkate alınıp yaklaşık 70 bin kişi sınır dışı edildi. Selçuk Erenerol' a göre bu rakam 86 bin olup 15-20 bini hariç hepsi Türk'tü. Ağırlık kazanan rakam ise 50 bin.
Papa Eftim Türkiye lehine yaptığı çalışmalardan sonra Yunanistan'da istenmeyen adam ilan edilmişti artık. İstanbul'daki diğer Hıristiyan cemaatlerin aksine Türk Ortodoks Kilisesi mensuplarının Yunanistan'la ilişkileri bugüne kadar düzelmedi. Selçuk Erenerol, babasına Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanistan'ın yanında yer alması için çok büyük baskılar yapıldığını söylüyor: "Eğer babam Yunanistan'ın istediğini yapmış olsaydı, bugün Atina'da heykeli dikilmiş olacaktı."
İstanbul'da kalan Türk Ortodokslar Yunanistan'daki akrabalarının durumunu bir kaç kez dünya gündemine getirmeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Çünkü Yunanistan'a gönderilen Türk Ortodokslar, orada üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görüyordu. Papa Eftim, 1960'lı yıllara gelindiğinde Yunanistan'daki dindaşlarının trajik öykülerinin de etkisiyle felç geçirdi. Yunanistan'a gönderilen Türk Ortodoksların daha sonra İsviçre, Fransa, ABD gibi ülkelere göç ettikleri biliniyor. Bu ülkelere göç eden Türk kökenli Hıristiyanların Rumlardan kız almamak için özen gösterdikleri de kendilerinin ifadesi.
Yunanistan'a gönderilen Türk Ortodoksları her yaz, Kayseri'nin Zincirdere yakınlarındaki ilk Türk Ortodoksları kongresinin yapıldığı kiliseyi hala ziyaret etmeye devam ediyorlar.

Türkler Semavi Dinlere İlgi Gösterdi

Türk Kültür tarihini daha geriler e ve Anadolu dışına götürdükçe din temelinde bazı ayrımları hem kronolojik olarak hem de coğrafi olarak gözden geçirmek gerekir. 8-9. yüzyılda İslamiyet’ i kabul eden Türkler, Anadolu'yu fethederek İslam tarihinin seçkin bir cephesini Selçuklu, Osmanlı desteği ile oluşturmuşlardır. Müslümanlık ile Türklüğün beraber anılması bu tarihi gelişimin sonucudur. Anadolu'nun Müslüman Türkler tarafından fethinden öncesine gidildiğinde Türklerin İslamiyet öncesi tarihi karşımıza çıkar. Türk Hıristiyanlığının kökleri buradadır. Kaldı ki Malazgirt öncesi göçlerde Anadolu'da Türklerin Hıristiyanlık gibi bir semavi dini kabul etmesi normaldir. Semavi dinler Türk milletinin kültürel anlayışına uygundu. "Her dini bir alfabe izler" ilkesi dikkate alınırsa Grek alfabesinde yazılmış belgeler buna güzel bir örnektir. İster İslamiyet döneminde olsun, isterse daha önceki bir dönemde, Anadolu'daki Türklerin tarihi Karadeniz'in kuzeyinde dikkate değer bir canlılık göstermiştir. Hazar Türklerinin bir diğer semavi din olan Museviliği kabulü, her ne kadar tüm Hazar federasyon nüfusu Musevi olmasa da tarih ve kültür açısından ilginç bir olaydır ve bakiyeleri hala vardır. Bugün dünya Türkleri büyük bir çoğunlukla Müslüman’ dır ve İslam kültürüne katkılarıyla tarih oluşturmuşlardır.

[Linkleri Görebilmeniz için Üye Olmanız Gerekmektedir Üye Olmak için Tıklayınız...] (Bağımsız Türk Ortodoks Cemaati Lideri): “İnönü, babamı dinlemedi”

Osmanlı'dan kalma bir yanlış olarak Rumlukla Hıristiyanlık hep karıştırıldı. Biz Türküz ve Milli Mücadelede Fener Rum Patrikhanesinin baskılarına rağmen Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer aldık. Babamın Atatürk'le arası iyiydi. O dönemde Fener Rum Patrikliği babama teklif edildi ama babam kabul etmedi. Ancak Lozan'da İsmet İnönü büyük bir hata yaptı; Anadolu'daki tüm Ortodokslar toplanıp Yunanistan'a gönderildi. Bu insanlar orada daha feci şekilde aşağılandı ve dışlandılar. Atatürk'ün özel izni ile babam ve aile efradı Türkiye'de kaldı. 1964 yılında İsmet İnönü, İstanbul'daki 86 bin Hıristiyan’ ı Yunan uyruklu diye bu ülkeye gönderdi. Kıbrıs'taki gerilime karşılık bunu yaptığını söylediğinde babam, Taşlık'taki evinde İnönü'ye, "Lozan'da bir hata yaptın, ikinci hatayı yapma" dedi ama dinletemedi. Oysa gönderilen 86 bin kişiden sadece 15-20 bin kişi Yunan uyrukluydu. Şu anda cemaatimiz 250 kişi. Fener Rum Patrikhanesi ile ilişkilerimizin çok sağlıklı olduğunu söylemek güç ama bir iki defa görüştük. Protestan Kilisesi ile ilke olarak ayrıldığımız noktalar var. Bugün onların 2 bin 500 civarında misyoneri Anadolu'nun dört bir yanında Müslüman çocukları din değiştirmeye zorluyor. Baba nasihati olarak biz bunu hiç yapmadık ve yapmayız. Babam bize böyle nasihat etti. “Ateistlerin bir dini benimsemesi önemli. Müslüman çocukların değil. Onların zaten bir dini var.”
Kaynak: "Karamanlı Ortodoks Türkler" Yonca Anzerlioğlu
Google+ Plus ta (+ pılas okunur) Paylaş

Kullanıcı avatarı
AdemSahin2001
Mesajlar: 2847
Kayıt: 28 May 2008 10:17
Nerelisiniz: Beciköyü
HTML Bilgisi: İyi
Hangi Takımı Tutuyorsunuz: Beci United Spor
eMail: AdemSahin2001@gMail.Com
Konum: AdemSahin2001@gMaiL.Com - The magnificent place of the World and Turkey.
İletişim:

Re: KARAMANLI ORTODOKS TÜRKLER (ÖDEV)

Mesajgönderen AdemSahin2001 » 03 Eyl 2014 00:07

2 Sene sonra bu konuya tekrar baktım. Çünkü o Ortodoks Türk'leri gördük 5-6 ay önce. Gidip görmeyince ilgimizi çekmemiş anlaşılan.
Google+ Plus ta (+ pılas okunur) Paylaş
....................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................
FoRuMa ReSiM - ViDeO NaSıL EkLeNiR BiLMiYoRSAnIz >> Buraya tıklayınız...


BeciKoyu.Com u BEĞENMEK için TIKLA : >>>

....................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................


“Ödev Paylaşımı Sayfası” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron